Print this page

16 TEKASÜR [ÇOĞALTMA YARIŞI]SURESİ


            Tekasür suresi Mekke’de 16. sırada inmiştir. Toplam sekiz ayetten ibaret olmasına rağmen, bazı İslâm bilginlerinin de dediği gibi, Kur’an’daki konuların yaklaşık altıda birini özet hâlinde içermektedir.

            Tekasür suresi, insanoğlunun nankörlüğünden, çıkarı uğruna yaptıklarından ve daha başka karakter özelliklerinden bahseden Adiyat suresinin devamı niteliğindedir. Adiyat ve Tekasür surelerinin arasında bulunan Kevser suresi ise, peygamberimizin manevî yönden güçlendirilmesi için açılmış bir parantez niteliğindedir. Tekasür suresinde, insanların dünyadaki maddî varlık ve servetlerini [mal, mülk, evlât, makam, mevki, şöhret] zevk ve eğlence amacıyla arttırmak için yaptıkları girişimlerin dünyayı cehenneme çevireceği açıklanmakta, bu yanlış tutumların ve verilen tüm nimetlerin hesabının insana mutlaka sorulacağı bildirilmektedir. Kevser suresi ile açılan parantezden sonra yeniden insanlığa hitabına devam eden evrensel mesaj, tekasür [çoğaltma yarışı] yüzünden insanın Allah’a kulluktan geri kalma tavrını kınamakta, bu tavrı gösterenlerin karşılaşacağı mutlak akıbeti haber vererek tüm insanlığı hesap günü için uyarmaktadır.

16 / TEKASÜR [ÇOĞALTMA YARIŞI] SURESİ

Rahman ve Rahîm Allah adına.

   Ayetlerin meali:

 1,2Çoğaltma yarışı, mezarlara girinceye kadar sizi eğlendirip oyaladı.

3,4Kesinlikle sizin düşündüğünüz gibi değil! Yakında bileceksiniz. Yine; kesinlikle sizin düşündüğünüz gibi değil! Yakında bileceksiniz.

5,6Kesinlikle sizin düşündüğünüz gibi değil! Eğer ki kesin bilgi ile bilirseniz çılgınca yanan ateşi kesinlikle görürsünüz. 7Bir süre sonra, onu, gözle görürcesine, gerçek olarak kesinlikle göreceksiniz.

8Sonra, o gün siz, nimetten kesinlikle sorulacaksınız.

Ayetlerin Tahlili

            1, 2.   Ayet:

           1,2Çoğaltma yarışı, mezarlara girinceye kadar sizi eğlendirip oyaladı.

            “تكاثر  Tekasür” sözcüğü “çoğaltma yarışı, çok gösterme çabası” anlamına gelmekle beraber, bu yarışa ve bu çaba içine giren insanların aynı zamanda aç gözlü, gözü doymaz, hırslı, ihtiraslı, lükse ve gösterişe meraklı oldukları anlamlarını da içerir. Başka bir ifade ile “tekasür”,  insanların “Ben ondan daha zengin olacağım”, “Ben ondan daha güçlü olacağım”, “Ben ondan daha ileri olacağım”, “Bu bana yetmez, dahasını isterim” zihniyetiyle ortaya koydukları davranışların psikolojik formatıdır. Bu olumsuz psikolojik format, övünç ve üstünlük elde etmek gibi nefsani dürtülerden kaynaklanan lüzumsuz, yararsız ve erdemsiz tüm yarış ve rekabetlerin gerçekleşme zeminidir.

            Ayette geçen “الهى  elhâ” fiili, “eğlendirerek oyalamak suretiyle gaflete düşürmek, asıl yapılması lâzım gelen şeylerden alıkoymak”[1] anlamına gelir. Dikkat edilirse, insanı gaflete düşüren bu oyalama, zevke ve hazza dayalı bir oyalamadır. Bu oyalanma içindeki insan öylesine zevklenir ki, âdeta zevkten dört köşe olur, gaflete düştüğünün farkına varmaz, asıl yapması gereken işlerden uzaklaştığını bile anlayamaz. Hatta bu zevk uğruna diğer insanları bile baskı altına almaya yönelir.

“Elhâ” fiilinin değişik türevleri başta Nur 37,  Münafikun 9 ve Hicr 3. ayetleri olmak üzere Kur’an’ın daha birçok ayetinde görülmektedir. (Abese 10,  En’âm 32, 70,  Ankebut 64,  Lokman 6,  Muhammed 36,  Hadid 20,  Cuma 11,  A’râf 51, Enbiya 3, 17)

      “Tekasür” ve “elhâ” sözcüklerinin yukarıda açıklanan anlamları esas alındığında ayet şu şekilde açıklanabilir: “Çoğaltma yarışı, çok gösterme çabası, gösteriş yapmak size öylesine zevk verdi ki, esas yapmanız gereken iyi şeylerden [Allah'a kulluktan] sizi alıkoydu.”

     Bu noktada, bir yanlış anlaşılma ihtimalini ortadan kaldırmak için hemen belirtmek gerekir ki, burada çok mal sahibi olmak, çok kazanmak, yüksek makam mevki sahibi olmak, meşru rekabet veya hizmet yarışı kınanmamaktadır. Pek tabiîdir ki, Allah’a kulluk yapmak için çok çalışmak, çok kazanmak, nitelikli insan olup yüksek makam ve mevkilere ulaşmak, o makamlardan insanlara hizmet etmek, bol nimet kazanıp şükretmek, o nimetlerden Allah yolunda harcamak gibi etkinlikler Allah’ın emrettiği ve insanların benimsemesi gereken görevlerdir. Burada kınanan davranış, bu amaçlara ulaşmak için her yolun mubah sayılması ve bu sonuçları elde etmek için dünyanın cehenneme çevrilmesidir.

kabirleri ziyaret

            Bu ayette geçen “kabir ziyareti” deyimi, bazıları tarafından sözlük anlamıyla ele alınmış ve ayetle ilgili bir takım iniş sebepleri ortaya atılmıştır. İki ailenin nüfus yarışına girdiği ve dirilerin sayıları ile yetinilmeyip kabirlerdeki ölülerin sayısının da yarışa dahil edildiği yolundaki bu iddialar, Mekke için Sehmoğulları ile Abd-i Menafoğulları’nı, Medine için de Ensar’dan Hâriseoğulları ile Harisoğulları’nı konu etmişlerdir. Medine için olan rivayeti uyduranlar, bu surenin Mekke döneminde, üstelik de bu dönemin başlarında indiğini hiç dikkate almamışlardır.

            Ayette geçen “kabirleri ziyaret” deyimi ölüp kabre girmekten kinaye olduğu için bu anlama gelmeyen rivayetleri dikkate almıyoruz.

            Ayette konu edilen şey, çoğaltma yarışının bir çeşit hazla, zevkle amaç edinilmesi ve bu amacın gerçekleşmesi yolunda pek çok şeyin mahvedilmesi, ortalığın cehenneme döndürülmesidir, yoksa kişilerin sayısal çokluğu değildir.

            Bize göre ayetin anlamı şudur: “Bu tutumunuz [tekasür ile oyalanışınız], kabirleri ziyarete yani ölümünüze kadar sürmektedir.”

            3. ve 4.   Ayetler:

           3,4Kesinlikle sizin düşündüğünüz gibi değil! Yakında bileceksiniz. Yine; kesinlikle sizin düşündüğünüz gibi değil! Yakında bileceksiniz.

            1. Ayette bahsedilen çoğaltma yarışı, yanlış ve kabul edilemez bir inanış ve davranış olduğu için “kellâ” edatı kullanılmak suretiyle kesin bir dille reddedilmiş ve bu yanlışın kısa bir zamanda ortaya çıkacağı, doğrunun anlaşılacağı vurgulanmıştır.

            4. Ayette “kellâ” ve “sevfe” edatlarının birlikte kullanılması, yanlışın ortaya çıkması ve doğrunun anlaşılması sürecinin bazıları için daha uzun olabileceğini, ama mutlaka onların da gerçeği öğreneceklerini göstermektedir.

            5. ve 6.   Ayetler:

            5,6Kesinlikle sizin düşündüğünüz gibi değil! Eğer ki kesin bilgi ile bilirseniz çılgınca yanan ateşi kesinlikle görürsünüz.

            Dilbilgisi kurallarına göre bu iki ayet bir şart cümlesi oluşturmakta iken, eski müfessirlerin birçoğu, “جحيم  cahim” sözcüğünü ahiretteki cehennem olarak anladıklarından, bu dünyada cehennemin görülemeyeceğini ileri sürerek 5. ve 6. ayetleri birbirinden ayırma yoluna gitmişlerdir. Bunun sonucu olarak da, cümlenin şart ve ceza bölümlerini birbirinden ayırarak 5. ayetin [şart bölümünün] cezasını mahzuf [saklanmış] saymışlar ve 6. ayeti de bağımsız bir ayet olarak kabul etmişlerdir.

            6. ayetin içeriği ile “جحيم  cahim”in, ahiretteki cehennem olduğu ve ahiretteki cehennemin bu dünyada görülemeyeceği mantığı uyuşmamaktadır. Şöyle ki:

             Birinci olarak; 6. ayette, cehennemin görülmesi “kesin bilgiyle bilebilme” şartına bağlanmıştır. Oysa mahşerde cennetin veya cehennemin görülmesi için her hangi bir şart yoktur, herkes zorunlu olarak ikisini de görecektir. Dolayısıyla, mahşerde herkes tarafından zorunlu olarak görülecek olan cehennem ile ayette sözü edilen [görülmesi kesin bilgi şartına bağlı olan] cehennem aynı şey değildir.

            İkinci olarak; 6. ayetteki cehennemin ahiretteki cehennem olduğu kabul edilirse, ortaya şöyle bir sıralama problemi çıkmaktadır: 8. ayette “Sonra o gün siz nimetten sorgulanacaksınız” dendiğine göre, surede önce cehennemin görüleceği, sonra da sorgulama işleminin yapılacağı bildirilmiş olmaktadır. Bu ise önce sorgu işleminin yapılacağı, sonra cennet ve cehennemin görüleceği yolundaki Kur’an ayetleri ile çelişmektedir. Kur’an’da herhangi bir çelişkinin olması mümkün olmadığına göre, 6. ayetteki cehennem ahiretteki cehennem değildir.

            Biz ayette bahsedilen “cahim”in ahiretteki cehennem değil, dünyadaki cehennem olduğu kanısındayız. Şöyle ki: Bu dünyevi cehennem, tekasür ile eğlenmenin ve zevklenmenin sonucunda ortaya çıkan perişanlıktır, ıstıraptır, sıkıntıdır, bunalımdır; yanan ateştir. Kur’an’da “cahim” sözcüğünün dünyadaki alevli ateş için de kullanıldığını gösteren bir başka örnek de Saffat suresinin 97. ayetidir.

97Onlar: “Şunun için bir duvar yapın/ ambargo uygulayın da bunu (CAHİM’İN) çılgınca yanan ateşin/aşırı sıkıntının içine atın!” dediler.

                                                                                              (Saffat/ 97)

            İbrahim peygamberin, karşıtları tarafından ateşe atılmasının (sıkıntılara sokulmasının) anlatıldığı bu ayette geçen ve “çılgınca yanan ateş” olarak çevirdiğimiz sözcüğün orijinali de “cahim”dir.

            Yukarıdaki bilgiler ve vardığımız sonuçlar esas alındığında, insanlığa sunulan evrensel mesaj şu şekilde açıklanabilir:

            “Eğer çokluk yarışı yapmanın, gösterişin, lüksün ve bunlardan zevk almanın, bunlarla eğlenerek oyalanmanın ne demek olduğunu, bunların nelere mal olduğunu bilimsel bir gerçekle bilseydiniz, o zaman karşınızda cahimi, cehennemi, perişanlığı, acıları, feryatları, sıkıntıları görürdünüz; bu davranışlarınızla kendiniz için, çevreniz için, ülkeniz için, dünya için bir cehennem hazırladığınızı fark ederdiniz.”

            Dünyadaki cehennemleri görmek ve insanlara cehennem sıkıntısı veren bu faciaların oluşma sebeplerini belirlemek için gerek kendi hayatımızda ve gerekse çevremizdeki insanların veya toplumların hayatlarında görülen bazı trajik olayları iyi analiz etmek, “neden” diye sorarak problemin ana kaynağını doğru teşhis etmek gerekmektedir:

            – Mütevazı bir hayat sürmekte olan bazı insanların zaman içinde borç batağına saplanıp sıkıntılara düşmelerinde, psikolojilerinin bozularak hayatlarını intiharla sonlandırmalarında asıl sebep acaba nedir?

            – Dünyada her gün 25000 kişinin açlıktan ölmesi ve milyarlarca insanın kıtlık içinde yaşaması, insanların bu dünyada oluşturduğu cehennemin en güzel örneği değil midir?

            – Başlangıçta iyi niyetlerle kurulmuş mutlu bir yuvanın, daha sonra eşlere azap çektiren bir cehenneme dönüşmesine yol açan asıl sebep acaba nedir?

      – Dünyanın akciğerleri olarak adlandırılan cennet misali “Yağmur Ormanları”nın insanlığın ilerlemesi adına katledilerek atmosferin dengesinin önemli ölçüde tahrip edilmesi olgusunun altında acaba hangi gerçek yatmaktadır?

          – Japonya’da iki atom bombası ile, Vietnam’da, Afganistan’da, Irak’ta daha başka korkunç ölüm makineleri ile yaratılan cehennemler, acaba hangi gerçek sebeple yaratılmışlardır?

         – “Bu dünya iki padişaha çok geliyor” diyerek suçsuz, kusursuz ülkelere seferler düzenleyip on binlerce insanı öldüren ve bu katliamları bir zafer olarak tarihe yazdıranlar gerçekte hangi zihniyetle hareket etmekteydiler?

            Bu soruları arttırarak dünyadaki cehennemlerle ilgili daha birçok kompozisyon çizilebilir. Ne var ki, dünyadaki bu tür cehennemlerin sayıca artırılması, onları ortaya çıkaran sebeplerin sayısını artırmaz. Bilinmelidir ki, bütün bu cehennemlerin tek bir sebebi vardır: Çoğaltma yarışı ve çokluktan zevk almak, çoklukla oyalanmak, çoklukla eğlenmek, çok, daha çok yapabilme istek ve gayretleri…

Burada Âdiyat suresini hatırlamakta yarar var:

1-5Soluk soluğa koşanlar, sonra ateş saçanlar, sonra sabahtan baskın yapanlar, derken orada tozu dumana katanlar, sonra bir topluluğun en değerli kaynaklarına, varlıklarına kadar dalanlar kanıttır ki6kesinlikle insan, Rabbine karşı çok nankördür, 7kendisi de buna kesinlikle tanıktır. 8Şüphesiz o, mal sevgisinden dolayı da kesinlikle çok katıdır.

9-11Peki, o vurguncu insanlar, kabirlerde olanların diriltilip dışa atıldığı, göğüslerde olanların derlenip toparlandığı zaman, hiç şüphesiz o gün, Rablerinin kendilerine gerçekten haber verici olduğunu bilmezler mi?  (14/100, Âdiyât/1-11)

            Tekasür hastalığına yakalanarak tekasür ateşini yakmış olanlar, bir taraftan bu ateşi söndürmemek ve daha da büyütmek için ellerinin uzandığı her yerden haklı haksız toplayıp sömürür ve semirirlerken, diğer taraftan da topladıklarını kaptırmamak için aynı kaynaktan beslenmek isteyen rakiplerini sabote ederler, yalan ve iftiralar ortaya atarak onlarla mücadele ederler. Sonunda durum öyle bir hâl alır ki, hem tekasür ateşini yakmış olanlar hem de bunların beslendiği, sömürdüğü suçsuz günahsız insanlar ateşin içinde kalırlar. Kaldıkları o şey bir dünya cehennemidir. Suçsuz ve günahsız insanların cehennemi ezilmek, sömürülmek, çaresiz bırakılmak şeklinde gerçekleşirken, bizzat ateşi yakanların cehennemi ise topladıklarını başka tekasür hastalarına kaptırmamak, korumak ve daha da arttırmak için kaygı ve hasret duyarak huzursuzluk çekmeleridir. Bu özellikteki birey ve toplumlar sürekli kendilerine düşman yaratarak geceleri uyuyamaz hâle gelirler ve böylece içinde yaşadıkları ortamı bizzat kendi elleriyle cehenneme çevirirler. Kendi cehennemini yaratanların bir örneği, Kur’an’da Mümin suresinde verilmiştir:

45,46Sonra Allah o mü’mini onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun’un yakınlarını ise, azabın kötüsü; ateş kuşattı. Onlar sürekli olarak ateşe arz olunurlar. Kıyâmet kopacağı gün ise: “Firavun’un yakınlarını azabın en şiddetlisine sokun!”

                                                                                                    (Mümin/ 45, 46) 

            Burada Firavun ailesinin yakalandığı tekasür hastalığı, dünya saltanatıdır. Ayete göre, saltanat hastalığı ateşe dönüşmüş, Firavun ailesi sarayında hiç rahat edemez hâle gelmiş, sürekli korku içinde kalarak adeta her gün ateşte yanmışlardır.

Geçmişte Firavun ve Karun türü azgınların yarattığı cehennem, günümüzde tekasür hastalığına yakalanmış acımasız ve bencil kişi veya kurumlar tarafından değişik sahnelerle tekrar ortaya konmaktadır. Televizyon ekranları ve gazete sayfaları çağdaş cehennem ateşleyicilerinin haberleriyle doludur. Eğer insanlık Rabbimiz tarafından bu sure ile yapılan uyarılara kulak vermemeyi sürdürürse, gelecekte de daha pek çok cehennemler yaşanmaya devam edecektir.

            Dikkate değer bir nokta da, tekasür hastalığının yol açacağı sonuçların bilimsel araştırmalar ile de bilinebileceğinin Rabbimizce haber veriliyor olmasıdır. İnsanlık sadece vahye kulak vermekle değil, bilimle de bu hastalığın kötü sonuçlarını görebilir, bu hastalığa karşı önlem alabilir ve bu hastalıktan kurtulabilir.

            7.   Ayet:

           7Bir süre sonra, onu, gözle görürcesine, gerçek olarak kesinlikle göreceksiniz.

            Bir önceki ayette bildirilen bu dünyadaki cehennemin gerçekleşeceği bu ayetle tekrar vurgulamaktadır. Yani: “Şayet bilimsel bir araştırma yaparsanız bu sonucu cehennem ortaya çıkmadan da bilebilirsiniz. Buna rağmen tekasür ile eğlenme, mutlu olma devam ederse, işte o zaman yarattığınız ve içine düştüğünüz cehennemi bizzat kendi gözlerinizle kesinkes görürsünüz.”

            8.   Ayet:

           8Sonra, o gün siz, nimetten kesinlikle sorulacaksınız.

            Yani; “Dünyada yaşadığınız cehennem yetmeyecek, ahirette de tüm nimetlerden sorgulanacaksınız.”

Bir bütün olarak düşünüldüğünde, surenin ahirete yönelik uyarısı şöyle özetlenebilir:

            Çoklukla eğlenmek, çoklukla mutlu olmak, her türlü çokluğu amaç edinmek yanlış bir davranıştır. Tekasür ile eğlenmek sosyal ortamı cehenneme çevirir. Tekasür psikolojisiyle işlenen davranışların yol açacağı sosyolojik ortam bilimsel olarak araştırılırsa, bu ortamın cehennemî bir huzursuzluğa benzer komplikasyonlar doğuracağı önceden görülebilir. Konu araştırılmaz ve bu konudaki yanlışta ısrar edilirse, ortaya çıkacak cehennem inkâr edilemeyecek şekilde gözlerle görülür, yaşanır. Mahşerde, hesap mahallinde sorguya çekilecek ve sahip olduğunuz nimetlerin hesabını vereceksiniz. Aklınızı başınıza toplayın!

            İnsanlar başıboş bırakılmış değildir. Bu dünyadan sonra diriltilecekler, mahşerde toplanacaklar ve kendilerine verilen nimetlerin hesabını mutlaka vereceklerdir. İnsan, hayatını ona göre düzenlemeli ve bu bilinçle yaşamalıdır. Oyun, eğlence ve değersiz şeyleri amaç edinmemeli, daha hayırlı, daha çok ve daha güzel olan cennet ve Allah’ın rızası tercih edilmelidir. (Âl-i Imran; 15) Keşke diye hasret çekmenin yarın fayda vermeyeceği asla unutulmamalı, illâ başa geldikten sonra ayıkmak gerekmediği iyi bilinmelidir. Kabirler ziyaret edildikten [ölüp kabirlere atıldıktan] sonra geriye dönüş yoktur.

Tekasür suresinin mesajını teyit eden en güzel açıklamalardan biri de ileride gelecek olan şu ayettir:

20Bilin ki iğreti dünya yaşamı, ancak bir oyun, tutkulu bir oyalama, bir süs, kendi aranızda bir övünüş, mal ve çocuklar konusunda bir çoğaltma yarışıdır. –Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir.– Âhirette ise şiddetli bir azap; Allah’tan bir bağışlama ve bir hoşnutluk vardır. Dünyadaki iğreti yaşam, aldanış malından, malzemesinden başka bir şey değildir.

                                                                                                             (Hadid/ 20) 

Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.


[1] (Lisanü’l Arab, “lhy” mad. )


^ Başa Git - << Önceki Sayfa: Kevser suresi - Sonraki Sayfa:Maun suresi >>